Anasayfa / Ekonomi / ‘Geleceğin şartlarına uyumlu tarım ürünleri yetiştirmeliyiz’

‘Geleceğin şartlarına uyumlu tarım ürünleri yetiştirmeliyiz’

Bir yanda iklim krizinin etkileri artarken diğer yandaysa Paris İklim Anlaşması’nın Meclis’te onaylanması, Çevre Bakanlığı’nın ismine ‘iklim’in de eklenmesi gibi olumlu gelişmeler yaşanıyor. Peki, bu gelişmeler ışığında bizi nasıl bir gelecek bekliyor? Başta İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu olmak üzere doğanın korunmasıyla ilgili hemen tüm çalışmaların içinde yer alan, geçmişte Milli Parklar genel müdürlüğü yapmış olan AK Parti Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan’a aklımızdaki soruları yönelttik.

Kuraklık, seller, yangınlar gibi Iklim Krizi belirtileriyle dünyamız, tüm halklarına ‘artık konuyu gerçekten ciddiye alın’ diye adeta bas bas bağırıyor. Bu süreçte bizde de olumlu gelişmeler oluyor, mesela geçen günlerde Paris İklim Anlaşması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylandı. Konuyu, yıllardır doğayla ilgili tüm çalışmaların içinde olan Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan’la konuştuk.

İklim değişikliği tüm dünyada iyiden iyiye etkisini hissettirmeye başladı. Bu konuda Meclis’te neler yapılıyor?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde küresel iklim değişikliğinin bütün yönlerini araştırmak üzere tüm partilerin oybirliğiyle bir komisyon kuruldu. Komisyon, 19 üyeden oluşuyor ve başkanvekilliği görevini ben üstlendim. Çalışmaya başladığımız 23 Mart 2021’den bu yana 25 toplantı yaptık. Bu süreçte 82 ilgili kurum yetkilisini, sivil toplum temsilcilerini ve akademisyenleri dinledik. Ayrıca Kırşehir, Kayseri, Konya, Burdur ve Afyonkarahisar’da sulak alanları, tarımsal sulama sistemlerini ve kuraklığı yerinde inceledik. Komisyon raporu tamamlanarak önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacak. Böylece TBMM iklim değişikliği gibi önemli bir konuda çalışmalara öncülük etmiş olacak.

Türkiye’de bizi gelecekte nasıl bir hayat bekliyor peki?

Türkiye, dünya üzerinde kuraklığın sürekli olarak tehdit oluşturduğu yarı kurak iklim kuşağında. Dolayısıyla küresel iklim değişikliğinden ciddi etkilenecek ülkelerden… Kuraklıkla birlikte ekonominin birçok sektörü zarar görecek ve zirai ürünlerde, meralarda, ormanlık alanlarda azalma, orman yangınlarında artma, su s eviyesinde azalma gözlemlenecek. Tarım, en çok etkilenen sektör olacak.

Peki, ne yapmak gerek?

Yapmamız gereken, hızla akıllı tarım uygulamalarına geçmek. Bununla birlikte suya göre tarım desenini (bir bölgedeki ürün çeşitliliği) yeniden planlamalı, geleceğin şartlarına uyumlu tarım ürünleri yetiştirmeliyiz. Ayrıca gittikçe azalan yeraltı sularını rezerv olarak korumak, suyu her alanda tasarruf etmek, sulak alanlarımızı korumak zorundayız. Gıda güvenliği için küçük aile işletmelerinin güvence altına alınması, organik tarımın teşvik edilmesi ve özellikle kırsal kesimden şehre göçün durdurulması da son derece önemli. Küresel iklim değişikliğini tetikleyen en önemli bölgeler olan şehirlerin de çevre dostu, akıllı kentler haline getirilmesi gerekiyor. Enerji ihtiyacının minimuma indirilmesini, enerjinin tüketildiği yerde üretimin sağlanması için yenilenebilir enerji gibi uygulamaları da teşvik etmeliyiz. Nitekim bunun için ülkemizde 2030’a kadar tüm binaların enerji kimlik belgesine sahip olması ve 2023’e kadar binalarda kullanılan fosil yakıtlarda yüzde 25 oranında azaltım sağlanması planlanmış durumda.

HEDEF YEŞİL KALKINMA

Paris Anlaşması’nın Meclis’te onaylanması neleri değiştirecek?

Karbon emisyonlarının yüzde 68’inden sadece 10 ülke sorumlu. Ülkemiz, binde 60 civarında karbon salımıyla diğer gelişmiş ülkelere göre en masum ülkelerden. Ama bu süreçte Türkiye, Paris Anlaşması’na taraf ülkelerden daha fazla adım attı. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’yle ‘Yeşil Mutabakat Eylem Planı’ yayımlanarak Avrupa Yeşil Mutabakat çerçevesinde, 9 ana başlıkta 32 hedef ve 81 eylem planı hazırlanarak yürürlüğe konuldu. Şu anda yenilenebilir enerjide dünyada 12, Avrupa’da 5’inci sıraya yükselmiş durumdayız. 2030’a kadar güneş enerjisi kapasitesinin 10 GW’ya, rüzgâr enerjisi kapasitesininse 16 GW’ya çıkarılması hedefleniyor. Ayrıca 258 ovada 7 milyon hektar saha ‘Tarımsal Sit Alanı’ ilan edildi.

Çevre Bakanlığı’nın ismine ‘iklim’ de ekleniyor. Bakanlıkta şimdi nasıl bir yapılanma olacak?

Paris Anlaşması’nın TBMM’de kanunlaşmasıyla birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iklimin de eklenmesi, bu konuda Cumhurbaşkanımızın küresel iklim değişikliği konusundaki kararlı duruşunun bir göstergesi. İklim değişikliği bakanlıkların tamamına yakınını ve önemli sektörleri ilgilendiriyor. Böylece konuyla ilgili tüm birimlerle koordinasyon sağlanarak daha verimli ve uyumlu sonuçlarla yeşil kalkınma hedefine ulaşılacak ve yeşil finanstan yararlanılacak. Ama korunan alanlar konusunda aynı görevleri yapan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün birleştirilmemesi önemli sorunlar yaratıyor. Nitekim Biyolojik Çeşitlilik Kanunu, bu iki kuruluşun anlaşamamasından dolayı 25 yıldır çıkarılamıyor. Korunan alanların iki kuruluşta olmasından dolayı da korunan alan miktarları dünya ortalamasının altında. İklim krizinde en önemli karbon yutak alanları olan milli park ve benzeri korunan alanlar, en az yüzde 20’ler seviyesine çıkarılmalı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iklimin eklenmesiyle çevrenin daha önplana çıkarılması temennimiz.

7-8 YILDA BİR KURAKLIK

İklim değişikliği kuraklık ve gıda güvenliği konularını görünür kıldı. Türkiye’nin bu konularda ciddi sorun yaşama ihtimali var mı?

Kuraklık ülkemizde periyodik olarak 7-8 yılda bir yaşanıyor. Bu sebeple yaşanan kuraklığın önümüzdeki yıllarda bu derece olmayacağı öngörülüyor. Dolayısıyla ülkemiz gıda güvenliği konusunda bir sıkıntı yaşamayacaktır. Biz gıda konusunda kendine yetebilen nadir ülkelerden biriyiz. Ama ekosistemin bozulmasıyla biyoçeşitliliğin azalması, daha sıcak ve az yağışlı iklim şartları, su kaynaklarında azalma, ekolojik alanlarda kayma, tarımsal üretimde ve kalitede azalma, su ve toprak kalitesinin bozulması, çölleşme gibi sorunlarla ilgili önemli çalışmalar yapılmaya başladı.

‘ACİLEN EKOSİSTEM ORMANCILIĞINA GEÇMELİYİZ’

“Ormanlarımıza çok önem vermemiz gerekiyor. 2002’de 13.7 milyon metreküp odun üretimi yapılırken bu miktar 2021’de 35 milyon metreküpe çıkarak yaklaşık 3 kat arttı. Bunun sonucunda ormanların tuttuğu karbon miktarının azalması da söz konusu. Ülkemiz ormanlarının yüzde 1.3’ü milli park ve benzeri koruma statüsünde. Bu oran dünya ortalamasının çok altında. Ormanlardaki korunan alanlar arttırılmalı. Ayrıca milli parklar ve benzeri alanlar ayrı bir felsefeyle yönetilir, buralarda odun üretimi yapılmaz ve ekosistemin önemli bir parçası olan ölü ağaçların korunan alanlardan çıkarılması düşünülemez. Bunun için bu uygulamadan kaçınılmalı. Artık odun ormancılığından ekosistem ormancılığına çok acil olarak geçmemiz gerekiyor.”

 

Hakkında Serkan AĞAOĞLU

Diğer Haber

Alanya’da Dünyada Tarım Kongresi başladı.

Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi(ALKÜ) Rafet Kayış Mühendislik Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Bölümü öncülüğünde düzenlenen “Alanya, Dünyada …